Ozan ÇAKIR
Aldea Genel Müdürü
Firmamızın ihracat serüveni 2022 yılında başladı. O dönemde amacımız yalnızca yurt dışına ihracat yapmak değil, aynı zamanda uluslararası pazarda firmamızın kapasitesini, yetkinliğini ve rekabet edebilme gücünü görmekti. Bu doğrultuda ilk olarak Danimarka, İsviçre, Almanya, Makedonya ve Kuzey Irak’a saha ziyaretleri gerçekleştirdik. Bu ziyaretlerin sonucunda Kuzey Irak’ta, İsviçre’de ve Almanya’da distribütörlük anlaşmaları imzaladık. Ürünlerimizin uluslararası pazarda tercih edilmesinde, özellikle endüstriyel nitelikteki cihazlarımızda sunduğumuz proje desteği ve projelendirme kabiliyetimiz etkili oldu. Türkiye’de edindiğimiz; ısı pompaları, tavuk çiftlikleri ve benzeri endüstriyel alanlardaki tecrübemizin bu süreçte büyük katkı sağladığını gördük. İngiltere pazarı için ise her yıl Haziran ayında düzenlenen Installer Show’a katılım sağladık. Bu süreçte, Avrupa pazarındaki işleyişin Türkiye’ye kıyasla daha yavaş fakat daha emin adımlarla ilerlediğini tecrübe ettik. Bu pazarlarda firmaları öne çıkaran temel unsurun yalnızca ürünler değil; bilgi, beceri ve tecrübe olduğunu çok net şekilde gözlemledik. Bugün itibarıyla bu ülkelerdeki ihracat faaliyetlerimiz aktif olarak devam etmektedir.
Küresel pazarda karşılaştığımız en önemli zorluklardan biri, dünyadaki finansal döngünün ülkeler tarafından çok farklı şekilde yönetiliyor olmasıdır. Örneğin Avrupa ülkelerinde sigorta şirketleri, ihracat yapılacak ülkelerdeki firmaları sigortalayarak Avrupalı şirketlerin finansal akışını çok daha hızlı ve güvenli bir şekilde sürdürmesini sağlıyor. Çin’e baktığımızda ise bu destek mekanizmalarının daha güçlü olduğunu görüyoruz. Çin’in Türkiye’de bir devlet deposu bulunuyor ve Çinli firmalara ciddi finansman imkânları sunuluyor. Yalnızca bizim sektörümüzde değil, rüzgâr enerjisi gibi diğer sektörlerde de ihracat yapılan ülkelerdeki müşteriler, Çin’in finansman kuruluşlarından faydalanabiliyor. Bu da Çinli firmalara küresel pazarda önemli bir rekabet avantajı kazandırıyor. Türkiye’de Eximbank’ın destekleri bulunsa da, bu konuda ülke olarak biraz geriden geldiğimizi düşünüyoruz. Özellikle ihracat süreçlerinde devletin daha aktif bir rol üstlenmesi, ihracatçıların faaliyet gösterdiği ülkelerde finansman, depo ve benzeri destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Çünkü küresel ticarette süreçler yalnızca arz-talep dengesiyle işlemiyor; devletlerin destekleyici yapıları rekabetin yönünü doğrudan etkiliyor.
Sektörde kömürlü kazan üreticileri, doğalgaz kazan üreticileri ve ısı pompası üreticileri gibi çeşitli gruplar bulunuyor. Isı pompası tarafında yer almak zaten doğrudan yeşil enerji alanında konumlanmak anlamına geliyor. Özellikle R290 gazı bugün oldukça gündemde çünkü R290 gazı atmosferle temas ettiğinde herhangi bir zararlı etki oluşturmaması sayesinde sürdürülebilirlik açısından değerli bir avantaj sunuyor. Ancak şunu da vurgulamak gerekir ki, Türkiye’de yeşil enerji ve dijitalleşmenin yön verici olabilmesi için yapılması gereken birçok çalışma var. Özellikle inşaat sektöründe izolasyon uygulamaları, güneş enerjisinden elektrik üretimi gibi alanlarda eksiklikler söz konusu. Devletimizin doğal gaza verdiği desteğin konut tarafında devam etmesi değerli ancak bunun bir maliyeti var. Bu nedenle ısı pompası tarafına da destek sağlanması gerektiğini düşünüyoruz. Küresel pazarda ısı pompası desteklerinin yaygın şekilde uygulandığını görüyoruz. Teknik ve kültürel taleplere uyum sağlama konusunda ise Türkiye pazarında her zaman öncü olduk. İlk otel sıcak su projeleri, ilk tavuk çiftliği uygulamaları, endüstriyel ısı pompası çözümleri gibi birçok yenilikte kapıyı açan firma olduk. Bu tecrübe ve bilgi birikimimizi yurtdışı pazarlarına da aktarıyoruz. Orada gördüğümüz şey şu: Endüstriyel tarafta, yurtdışında da çok hızlı bir dönüşüm yaşanmıyor çünkü bu konuda yeterli bilgi ve deneyim bulunmuyor. Bu da bizi avantajlı konuma getiriyor. Hatta bazı pazarlarda, bir Alman firması yerine bizim tercih edildiğimizi görüyoruz
İfade etmiştim; basit bir örnek vermek gerekirse Türkiye Cumhuriyeti’nin savunma sanayisine yaptığı büyük yatırım sayesinde inanılmaz bir habitat oluştu ve bu alan ciddi anlamda başarı elde ederek dünya çapında ses getirdi. Devletin organize ettiği ve finansal olarak desteklediği her konuda aynı başarı potansiyeli bulunuyor. Sadece bizim sektörümüz için değil, herhangi bir sektör için de bu geçerli. Bir alanda kuralların belirlenmesi, sistemin oturtulması ve devlet desteğinin sağlanması durumunda o sektör dünya çapında rekabetçi bir yapıya dönüşüyor. Türkiye’nin genel anlamda rekabet gücü aslında oldukça yüksek; ancak bu rekabet gücünün tam anlamıyla ortaya çıkabilmesi için ilgili ekosistemin devlet tarafından kurulması ve desteklenmesi büyük önem taşıyor.
2025 yılını ihracat açısından değerlendirdiğimizde, 2024 yılı ile hemen hemen aynı rakamlarda bir performans sergiledik. Bu süreçte çok girişken bir büyüme stratejisi uygulayamadık; çünkü yurt içi piyasamız şu anda hızlı bir büyüme gösteriyor. 2026 yılı için yeni pazarlara açılma planımız şu an için bulunmuyor. Ancak 2026 yılında daha önce açılmış olduğumuz pazarlardaki gücümüzü artırmaya yönelik planlarımız var. Önceliğimiz, hâlihazırda çalıştığımız pazarlardaki yoğunluğumuzu artırmak ve cirolarımızı yükseltmek olacak. Eğer hem bilginiz hem de güçlü bir networkünüz varsa, zaten bir şekilde müşterilere ulaşmanız mümkün oluyor. Özellikle ihracata yeni başlayacak firmalar için mutlaka uluslararası bir network oluşturmanızı tavsiye ederim. Network oluşturmak günümüzde eskisi kadar zor değil; binlerce sosyal medya platformu ve iletişim kanalı mevcut. Bu insanlarla iletişim kurarken direkt ürün odaklı değil, bilgi odaklı paylaşımlarda bulunun. Paylaşımlarınız bilgi odaklı oldukça size sorular gelecektir ve bu sorular aracılığıyla ihracat fırsatları da doğal olarak oluşacaktır.





