Sıfırdan Zirveye: Namık Kodaman’ın Yaşam Yolculuğu

Bazı insanlar vardır, hayatın zorluklarını adeta birer basamak gibi kullanarak zirveye tırmanırlar. Kodsan Isı Teknolojileri kurucusu Namık Kodaman da tam olarak böyle biriydi. Çocukluğundan itibaren zaman zaman yaşadığı engellere rağmen azmini asla kaybetmedi. Kendi şansını yaratarak girişimcilik dünyasında adını duyurdu. Her adımında kararlılıkla ilerleyen Namık Kodaman, engellerin üstesinden gelerek kendi başarı öyküsünü yazdı.

1954 yılında Bursa’da doğan Namık Kodaman, ailesiyle birlikte 1957’de Ankara’ya taşındı. Ankara’nın Yenimahalle semtinde büyüdü. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi bu semtte tamamladı. Çocukluk dönemi, mahallesindeki diğer çocuklar gibi renkli ve mutlu geçti. Aralarında fakirlik ya da zenginlik ayrımı yoktu. Okula gitmek için sadece birkaç takım elbise ve bir çift ayakkabıları vardı, ki bu ayakkabılar kunduracıda yaptırılmıştı. Okula yürüyerek giderlerdi ve oyuncaklarını kendileri yaparlardı.

Namık, ilkokul ikinci sınıfta birinci olmuştu ve sonraki yıllarda da en çalışkan üçüncü veya dördüncü öğrenci olmayı başardı.

Gençlik ve İlk Girişimler:

Lise yıllarında, sağ-sol kavgası başlamış ve 72-73 yılından 1980’e kadar uzanmıştı. Günde 10-20 kişi hayatını kaybediyordu. Polis bile ikiye bölünmüş, kurtarılmış mahalleler, üniversite ve liselerde olaylar kontrol edilemez boyutlara ulaşmıştı. Namık, liseyi bitirdikten sonra gündüz çalışıp akşamları okumaya başladığı için bu çatışmalardan nispeten uzak kalmayı başardı. Kendisi sosyal demokrat çizgideydi ama hem aşırı sağcı hem de aşırı solcu arkadaşları vardı.

Lisedeki yılları, geçmişine kıyasla huzurlu bir dönem olarak hatırlıyordu. Ailesiyle birlikte mutlu bir çocukluk geçirmişti. Arkadaşlarının hepsinin babası memurdu. Kendi babası 1940 yılı Harp Okulu mezunu bir subaydı. Aileleri maddi olarak zorluklar içindeydi; babasının içki ve kumar alışkanlıkları sebebiyle, zengin sayılmazlardı. Annesi terzilik yapar ve evin geçimine katkıda bulunurdu. Gece geç saatlere kadar çalışırken, aynı zamanda üç çocuğunu büyütüyordu.

Namık’ın ticari yetenekleri çocukluk yıllarında bile belirginleşmişti. Ortaokul ikinci sınıftayken yaz tatilinde, kendine bir sehpa yaparak yazlık sinemalarda çekirdek satmaya başladı. O zamanlar yazlık sinemalar oldukça popülerdi ve Namık, çekirdeklerini özenle seçerek, lezzetli bir ürün sunuyordu. Diğer satıcılar çekirdekleri toptancılardan ucuza alırken, o daha kaliteli ve lezzetli çekirdekleri tercih ediyor ve az da olsa kar ediyordu. Çekirdeklerini gazete kağıtlarından yapılmış külahlarda sunarak, müşterilerinin ilgisini çekmeyi başarıyordu. Babası, Namık’ın kazandığı paranın okul hayatını olumsuz etkileyeceğinden endişe ettiği için bu ticaretini durdurdu.

Lise yıllarım, şehrin merkezindeki küçük bir pazar yerinde geçirdiğim günlerle doluydu diyen Namık Kodaman,” Okulların açılmasına bir hafta kala, her zaman olduğu gibi eski stad otelinin arkasındaki yokuşta, merkez bankasının yanında kurulan bu pazar benim için bir gelir kapısıydı. Sokaktaki arkadaşlarımın eski okul kitaplarını toplamak, biraz yaratıcılık ve işçilikle dolu bir işti. Onlardan aldığım kitapları, yardımcım ve bir koli ile birlikte pazar yerine götürürdüm. Standımızı kurar, yere serilen kitapları düzene koyardık. Ardından, eski kitap getirenlerin yanına gider, küçük bir kar marjı ile onları satar, hem kendi cebimize biraz para koymuş olurduk hem de başkalarının ihtiyaçlarını karşılardık. Bu 4-5 günlük satış maratonu sonunda, benim ve yardımcımın öğle yemeği için (genellikle döner-ekmek) ve yardımcımın yevmiyesi için yeterli bir miktar kazanç elde ederdik. 70-80 TL gibi bir rakam, o zamanlar bizim için oldukça değerliydi. Ramazan ayında ise farklı bir işe girerdik. Tatil döneminde, fitre zarfları dağıtılır ve toplanırdı. Bu zarflar, Çocuk Esirgeme Kurumu, Kızılay ve Türk Hava Kurumu gibi kuruluşlar arasında paylaştırılırdı. Bizler için 750 TL’lik bir maaş, o dönemde oldukça büyük bir paraydı. Bu zarfları, bize gösterilen bölgedeki evlere tek tek uğrayarak bırakır, Ramazan bayramına bir hafta kala toplamaya başlardık. Bu işler, belki de o zamanlar için küçük ve basit gibi görünebilir, ancak bana çok şey öğretti. Hem işçilik hem de sosyal sorumluluk duygusu kazandırdı. O günlerin hatıraları hala canlı ve değerli benim için” dedi.

Eğitim ve İş Hayatına Giriş

Üniversite akşam bölümüne girdiğinde, babası Namık’a Çocuk Esirgeme Kurumu’nda bir iş buldu. Yeni liseden mezun olmuş ve gündüzleri çalışıp geceleri okuyan Namık için zaman oldukça kısıtlıydı. Fitre zarflarını toplama işini de başarıyla yerine getirerek bu zorlu süreci atlattı. Çocuk Esirgeme Kurumu’nda 5 ay boyunca çalıştıktan sonra, daha iyi bir üniversite için imtihana gireceğini bahane ederek işten ayrıldı. Ancak, gerçekten çalışmak yerine, devamsızlık yapmaktan ve babasından harçlık almaktan rahatsız olmaya başladı.

Tekrar işe girmeye karar verdi ve Ziraat Fakültesi’nde bir memurluk işi ayarlandı. Okul bitene kadar bu işi yapacak, ardından Kimya Mühendisi olarak çalışmaya başlayacaktı. Ancak, hayatının dönüm noktası olarak nitelendirdiği bir teklifle karşılaştı. Sokaklarında oturan bir arkadaşı, babasının %25 hissesine sahip olduğu ve eniştesi tarafından yönetilen Aykut Kazan fabrikasında çalışıp çalışmayacağını sordu. Arkadaşının arabası olduğunu ve her sabah beraber işe gidebileceklerini belirtince, Namık bu teklifi kabul etti. Bu karar, geleceğini şekillendirecek önemli bir adımdı ve gerçekten ileri görüşlü bir hareket olarak nitelendirilebilirdi.

Enişte, sert ancak son derece zeki ve çalışkan biriydi. O kadar ki, kimse yanında 3 aydan fazla çalışamazken, Namık tam 10 yıl boyunca onunla çalıştı. Bu süre zarfında enişte ona hiç bağırmadı, hatta ters bir kelime dahi etmedi. Namık, inanılmaz bir şekilde çalışıyor, gündüzleri işini yapıp akşamları da okula devam ediyordu. 2 sene sonra, firma muhasebesini tutacak kadar muhasebe bilgisi edinmişti ve tüm günlük işleri yapıyordu. Artık enişte ona “genel müdürüm” diye hitap ediyordu. Altında çalışan 4 personeli yönetiyor ve firma için hayati işler üstleniyordu.

Namık Kodaman, dürüst, çalışkan ve becerikli bir çalışandı. Maaşı ve primleri oldukça iyiydi. Ailesinin maddi durumu zor olduğu için, kız kardeşini ve abisini o evlendirmişti.

1979 yılında Suna Hanım ile evlenmişti. Firma büyümüş, saç, boru, demir ticareti ve inşaat alanlarına da adım atmıştı. Artık Kazan firmasını neredeyse Kodaman yönetiyordu. Patronu, son yıl onu tüm işlerde %10 hissedar yapmıştı. Fakat bu sözlü bir anlaşmaydı.

1982 Aralık ayında, patronunun satıcılara verdiği iki sözü yerine getirmesine engel olması Kodaman’ı derinden üzdü. Firmayı iyi yönetiyordu ve bu duruma razı değildi. 1983’ün 2 Ocak günü patronunun odasına girdi ve Mart ayında kısa dönem askerliğe gideceğini, ardından da firmadan ayrılacağını bildirdi. Patrona 10 yıldır kasa defterini kontrol etmediğini hatırlattı. Patron, “Ben o kadar aptal mıyım? Senin kontrolünü aldığın para belli, yaşam tarzın belli, o şekilde yapıyordum” dedi.

Patronun sonrasında yapıcı konuşmalarına rağmen Kodaman ayrılmakta kararlıydı. Ani ve duygusal bir karardı. Hiçbir hazırlığı ve parası yoktu. Askere giderken tüm tazminatını ve primlerini alarak 2.900.000 TL eline para geçti. Büyük oğlu Melih henüz 15 aylıktı. Askerdeyken evinin masrafları dahil 500.000 TL harcadı.

1983 Haziran sonunda askerlikten döndüğünde, Namık’ın elinde 2.400.000 TL para vardı ancak işi yoktu, arabası yoktu ve kirada oturuyordu. İlk başlarda tesisat taahhüt işlerine girmeye karar verdi ve bu işler için ihalelere girdi. Ancak yaptığı %17-20’lik tenzilatlar, diğer tekliflerin çok gerisinde kalıyordu ve bu işten vazgeçti. Yine işsizdi ve maaşlı çalışmak istemiyordu. Ne yapacağını da bilemiyordu.

Ortaklık Deneyimleri ve Hayattan Çıkardığı Dersler

Aykut Kazan’daki yardımcısı, demir ticareti yapan bir firmanın oğlunun ortak aradığını ve ilgilenip ilgilenmeyeceğini sordu. Firmayı tanıyordu, 400 metrekarelik bir alanda demir ve çimento ticareti yapıyorlardı ve baba işi oğluna devretmişti. Oğlu ile tanıştı ve %50-%50 ortaklık kurdular. Elinde kalan parayı sermaye olarak kullandı ve çevresine bu işe başladığını duyurdu. Çevresi sayesinde birçok işe girdiler ve para kazanmaya başladılar. Ancak baba ve oğlu sürekli kavga ediyordu. Bu durum, iş ortamında bazı zorluklar doğuruyordu.

Bir gün ofiste otururken baba geldi ve Namık’a, “Sen çok düzgün bir insansın, benim oğlum yanlış kişi,” şeklinde ifadeler kullanarak, oğlunun karakterinden endişe ettiğini belirtti. Baba, Namık’a canının yanabileceğini ve bu ortaklıktan ayrılmasını tavsiye etti. Namık, bütün parasının bu işe bağlı olduğunu söylediğinde, baba hemen malzemeleri satın alabileceğini söyledi. Bu teklif üzerine Namık, düşünmeye başladı. Para kazandığı bir işi vardı ve bu durumda ne yapacağını bilemiyordu. Acaba baba, işlerin iyi gitmesinden dolayı oğlunu kıskanıyor muydu? Ne yapacağını düşünmek için zaman gerekiyordu.

Sadece 2 saat sonra oğul geldi ve babasıyla olan konuşmayı aktarmak zorunda kaldı. Babasının endişelerini anlattı ve eğer bir baba oğlu için böyle konuşuyorsa, bu ortaklığı sürdürmenin kendi prensiplerine uygun olmadığını belirtti. Oğul, bu durumu anlayışla karşıladı. İki taraf da birbirlerine saygı gösterdi.

40 gün içinde, 300.000 TL kazanmışlardı. Namık, bu başarıya rağmen ortaklığı sonlandırmaya karar verdi. Tüm faturaları şirket kestiği için oğul, 180.000 Namık, 120.000 TL alarak ortaklık sonlanmıştı.

Yine işsiz kalmıştı ve ne yapacağını bilemiyordu. Ancak, bir arkadaşı Hanımeli Sokağı’nda dayalı döşeli bir ofisi kiralamak isteyip istemediğini sorduğunda, bu fırsatı değerlendirdi ve ofisi kiraladı. Arabasızlık onu oldukça rahatsız ediyordu ve bir sabah ani bir kararla 1971 model bir Ford otomobili 750.000 TL’ye satın aldı. Ayrıca, hukuk fakültesinde okuyan Hasan adında genç birini işe aldı.

Artık kendi arabası, iki telefonu olan ve dayalı döşeli üç odalı bir ofisi ve çalışan bir elemanı vardı. Ancak hala işsizdi. Sabah saat 8’de ofise gidiyor ve akşam 8’e kadar ne yapacağını düşünüyordu. Eski patronu bu durumun farkındaydı ve zaman içinde eski işine geri döneceğini düşünüyordu. Namık o kadar çaresizdi ki, bu kapıyı tamamen kapatmıyordu.

Bu deneyimlerinden öğrendiği en önemli dersi, okuyanlara aktardı: “Yapacağınız işe karar vermeden sakın işten ayrılmayın.”

1983 Eylül ayında, Namık Kodaman’ın bir arkadaşı Erdoğan Yıldız’ın müteahhitlik yaparken iflas etiğini ve çalışamaz durumda olduğunu söyledi. Erdoğan Yıldız’ın kazan imalatı yapan bir şirketi vardı. Namık’a bu şirkete ortak olup olmayacağını sordu ve birlikte Yıldız Kazan’a gittiler. Yıldız Kazan, 300-400 metrekarelik bir açık alan ve kapalı bir ofis alanına sahipti. İçeride 6-7 işçi oturmuş ve hiçbir iş yapmadan bekliyorlardı. Yerde birkaç plaka sac ve bitmemiş 2 adet kalorifer kazanları bulunuyordu.

Namık, 1.300.000 TL parası olduğunu, sadece 800.000 TL’sini aktarabileceğini ve bu paranın işletmeyi ayakta tutmaya yetmeyeceğini belirtti. Erdoğan Yıldız inşaat işindeki son hak edişinden 3.000.000 TL aktarabileceğini söyledi. Namık, bu miktardaki yatırımın işletmeyi döndürebileceğine inanarak kabul etti ve %40 hisse ile ortak oldu.

Ancak, Erdoğan Yıldız birkaç gün sonra, bayram olması sebebiyle işçilere uzun süredir ödeme yapamadığını ve 500.000 TL’ye ihtiyacı olduğunu belirtti. Namık Kodaman’a, işçilere ödeme yapması için bu miktarı vermesini ve hak edişten sonra 3.500.000 TL ödeyeceğini söyledi. Namık, bu teklifi kabul ederek bu parayı ödedi.

Bu olay, işletmenin mali durumunun ne kadar sıkıntılı olduğunu ve risklerin ne kadar büyük olduğunu gösteriyordu. Ancak Namık, işletmeyi kurtarmak için cesur bir adım atmıştı ve şirkete yatırım yaparak büyük bir sorumluluk üstlenmişti.

Namık Kodaman, işe başladı ancak kendisine söz verilen parayı asla alamadı. Tüm birikimini işe yatırmıştı ve neredeyse eve götürecek parası bile yoktu. Erdoğan Yıldız, bir ay sonra gelerek, bir makine mühendisine olan prim borcunu %10 hisse vererek ödeyeceğini önerdi. Ortaklığa bir kişinin aylık masrafı yüklenecekti, ancak Namık, bu duruma rağmen kabul etti.

Ancak, Erdoğan Yıldız, %10’luk hissenin kendisinin mi vermesi gerektiğini sorduğunda, Namık, kişiyi tanımadığını ve borcunun olmadığını belirtti. Uzun bir tartışma sonrasında, Namık, %5 hisse vermeyi kabul etti. Ancak, batak firmadan kurtulmaları için acil olarak bir Limited Şirket kurmaları gerekiyordu. Avukat rahmetli Yüksel Babür, %51 hissenin Namık’ın üzerinde olması gerektiğini söyledi. Namık, hissesinin %35 olduğunu belirttiğinde, eğer %51 hissenin kendisinin üzerinde olmazsa ileride büyük sorunlar yaşayacağını söyledi. Uzun bir tartışmanın ardından, %51 hissenin Namık’ın üzerinde olduğu bir Limited Şirket kuruldu. Kodaman, Eğer Yüksel Babur’u dinlemeseydi, belki de bu zorlu süreci atlatamayacaktı.

default

Bu ortaklık sürecinde yaşanan kavgalar ve anlaşmazlıklar devam ederken, Namık firmayı ayağa kaldırmıştı. Gelen makine mühendisi Muhterem Karabaş, adı gibi muhterem biriydi ve firmanın gelişimine büyük katkı sağlıyordu. Ancak kavgalar o kadar şiddetlenmişti ki, bu duruma daha fazla dayanamaz hale gelmişlerdi. Namık’ı tanıştıran arkadaşlar, durumun vahametini ve firmanın geldiği durumu görmüşlerdi. Ona, ya bu işten ayrılmasını ya da firmayı komple alması gerektiğini söylediler. Alım yapması durumunda gerekli sermayeyi sağlayacaklarını da belirttiler.

Namık, ortaklıktan ayrılmaya karar verdi ve hesaplar yapıldı. 9 ay süren bu ortaklık sonucunda ciddi bir miktar para kazanmışlardı. Ancak uzun süren tartışmaların ardından 4.000.000 TL hakkı olduğu halde, 3.000.000 TL’ye razı oldu ve bir miktar makine ile geri kalanını vadeli çeklerle aldı. Tekrar işsiz kalmıştı.

Kodsan Kazan’ın Kuruluşu ve Büyüme

Eşi, artık maaşlı bir işe girip çalışmasını önerdi. Uykuları kaçacak kadar stres altındaydı, ancak bir karar veremiyordu. Bir sabah ani bir kararla Ostim’de bir dükkan kiralamaya karar verdi. Dükkan içi toz ve cam kırıklarıyla doluydu. İki çalı süpürgesi alıp rahmetli abisiyle birlikte temizlemeye başladılar. Ancak işin bu şekilde yürümeyeceğini düşündü ve iki adam bulup geleceğini söyledi. Abisi ise adamlara para vermemesini kendisinin temizleyeceğini belirtti.Namık’ın abisi, parası olmayan ama kültürlü biriydi. Namık,“Tamam o zaman iki adam 120 TL’ye gelir, sana 60 TL vereyim ikimiz de 60’ar TL kazanmış olalım” dedi. Böylece Kodsan Kazan olarak bilinen fabrikanın temelleri atılmış oldu. İlk kazancı ise bu 60 TL oldu. İşte Kodsan Kazan fabrikası böyle kuruldu.

Namık’ın işleri yoluna girmişti ve artık tamamen kendi işi vardı. Asma kata 20 metrekarelik bir ofis yapmayı planlıyorlardı. Bunun için, Cebeci Mezarlığı’nın yakınında, yıkımcılardan elde edilmiş, 2,5 metre uzunluğunda, 90 cm yüksekliğinde, 2 açılır ve 2 sabit camı olan bir çerçeve bulup, arabanın arkasında getirdi. Artık ofisin penceresi vardı. Elektrik işi yapan İbo adında arkadaşıyla beraber pencereye uygun duvarı ördüler ve kapıyı taktılar.

Ofisin mobilyaları için ise itfaiye meydanında bulunan bit pazarından koltuk takımı aldılar. Artık ofisin tam bir takımı vardı. İşler oldukça yoğundu ve renkli, meşakkatli günler birbiri ardına gelmeye devam ediyordu. İşçi sayısı 20-25’e çıkmıştı ve ayrıca 10 kişilik bir taşeron ekip de çalışıyordu.

default

Namık Kodaman, kuruluşlarının 3. ayında, 1984 Eylül ayında, MSB Ankara İnşaat Emlak Dairesi’ndeki tesisat kısmına bakan üst teğmen, harp okulundaki 3 adet buhar kazanında kimyasal temizlik sırasında çok büyük problemlerin çıktığını ve kimsenin cesaret edip çözemediğini belirtti. Durumu incelediğinde, bir kazanın külhanının kullanılamaz hale geldiğini, diğerlerinde ise altta üstte şişmeler olduğunu ve arka çivilerin atmış olduğunu gördü. Ancak 6.500.000 TL ödeneği vardı ve çaresizliğin verdiği cesaret ile bu işi kabul etti.

Bir ekip gönderip külhanı kesip çıkardılar. Dışarıda başka bir firmada yaptıkları külhanı monte ettiler. Köprü krikosu kiraladı ve hurdacıdan tesadüfen bulduğu yarım ay şeklinde 10×10 cm kesitinde bir demir parça kullanarak çift şalama ile alev tutarak ısıtıp külhanlardaki şişlikleri düzelttiler. Diğer kısımları da elden geçirdiler. Bu sayede kazanlar 3 yıl boyunca çalıştı ve Namık bu işten 3.5 milyon TL kazandı. Kuruluşlarının 3. ayında sermayesi 2 katına çıkmıştı.

Vizyoner Bakış Açısı ve Başarılar

Kodsan’ın kuruluşundan bir yıl sonra, işlerin çok hızlı büyüdüğünü ve yerlerinin yetmemeye başladığını söyleyen Namık Kodaman, “Yan yana 2 atölye ararken, ansızın 3 atölyeyi birden kiraladım. Sabah 8’den akşam 8’e kadar çalışıyordum, hatta çoğu günler dışarıda ya da evde bile işlerimi sürdürüyordum. Bu yoğun tempoda çalışmaya alışmıştım. Sonra iş hayatımda yeni bir dönem başladı: Ankara Sanayi Odası (ASO). Bu dönemdeki ilginç tesadüfleri, şansları, becerileri ve tabii ki dürüstlüğü anlatmaya kalksam, sayfalarca sürebilirdi.

Sanayi odası meclisine girişimin üçüncü yılında, yönetim kuruluna seçildim. Bu, adeta bir okul gibiydi. Değerli sanayici ağabeylerim vardı, onlardan çok şey öğrendim. Bir süre sonra yönetim kurulu başkan vekili pozisyonuna geçtim.

Bir gün İstanbul’da önemli bir toplantıya katıldım. Sakıp Sabancı, Üzeyir Garih, Bülent Eczacıbaşı gibi dev isimlerle bir araya geldik. İstanbul Sanayi Odası’nın ev sahipliğinde, iş dünyasının önde gelen isimleriyle birlikteydik. Toplantının konusu çalışma bakanı Mehmet Moğultay’ın getirmek istediği İLO iş sözleşmesiydi.

Toplantıda, devasa iş gücüne sahip şirketlerin sahipleri, binlerce çalışanları olduğunu dile getiriyordu. Sakıp Sabancı “Benim iş yerlerimde 33.000 kişi çalışıyor,” diğerlerinin firmalarında ise çalışan sayıları  5.000, 10.000 olarak telaffuz ediliyordu. İLO sözleşmesinin onları zor duruma sokacağını düşünüyorlardı.

Benimse durumum biraz farklıydı. Her toplantıda mutlaka konuşacak bir şeyler bulurdum, ancak benim firmamda 33 kişi çalışıyor diyemedim ve sessizce dinledim” dedi. O toplantıda bir komite kurdular. Komitede Sakıp Sabancı, Üzeyir Garih vardı. bu komite bu işi çözecekti ve 1 yıl içinde çözdüler. Sözleşme ertelendi.

Sanayi odası vizyonumu çok değiştirdi. Ne zaman karamsarlığa kapılsam rahmetli Mümin Erkunt’un akaryakıt bulunmayan günlerde, bir varil akaryakıt alıp firmasını çalıştırmak için valilik önünde beklemesini hatırlar karamsarlıktan çıkardım.

Kodsan olarak, 1. Organize Sanayi Bölgesi’nde 8500 metrekarelik bir arazi üzerine 45×30 metre kapalı alana sahip bir fabrika inşa etmeyi başardılar. Kapalı alanları 7000 metrekareye kadar çıktı. Ayrıca, Başkent Organize Sanayi Bölgesi’nde 10.000 metrekarelik kapalı alana sahip bir yerde de faaliyetlerini sürdürüyorlar.

1997 yılında Almanya’daki Viessmann fabrikasını ziyaret ettiğinde, boylerleri gördü. Türkiye’nin ısıtma sektöründe Avrupa’dan 10 yıl geride olduğunu bildiği için Türkiye’de bu emayeli boylerleri üretmeye karar verdi.

Türkiye’de emaye üreticileri, uygulayıcıları (soba borusu ve mangal yapan firmalar) bu boylerlerin içinin emaye yapılmasının mümkün olmadığını söylüyorlardı. Ancak Namık ve ekibi 100 litreden 800 litreye  kadar tank hacmine sahip boylerlerin içini emaye etmeyi başardılar. Bunun için emaye çevirme makinasını kendileri üretti. Kurutma odasını yaptılar ve bir firmaya saatte 1000 kg malzemeyi 850 derece pişirecek fırın yaptırdılar. Tankların iç temizliği için yağ alıcı, asit tankı ve pasivasyon tankı ve bunların durulamalarından oluşan 18.000 litrelik 7 adet tank yaptılar.

Sektördeki firmaların yapamazsın dediği bir ürün için bu kadar yatırım yapmıştı. Sonuç hüsran olabilir, bu kadar yatırım boşa gidebilirdi. Ancak Namık ve ekibi başardı. Başlangıçta Türkiye’de Pazar olmadığı için ürünlerini ihraç etmek zorunda idiler. Bu yüzden kaliteye çok önem veriyorlardı. Bugün üretimlerinin %60’ını ihraç ediyorlar.

Sonraki yıllarda Türkiye’de boyler sektörü oluştu ve 10-12 firma boyler üretmeye başladı. Ancak Kodsan, öncü olmanın verdiği avantaj, tecrübe ve kalitesi ile; Türkiye’de Demir Döküm, Vaillant, ECA ve Alarko gibi büyük firmalara OEM ürün üretmeyi ve kalitesinin geldiği seviye ile Viessmann’ın dünya tedarikçi listesine girmeyi de başardılar.

Sonunda, işi 7 sene önce oğulları Melih ve Can Kodaman’a devretti. Onlar, şirketi adeta uçurdu ve bugünkü haline getirdiler. Namık Kodaman, geriye dönüp baktığında, en büyük sermayesinin dürüstlük, çalışkanlık ve tecrübe olduğunu fark etti.

Namık Kodaman’ın hikayesi, sadece bir fabrikanın inşasıyla değil, bir vizyonun, azmin ve kalitenin yükselişiyle doluydu. O, başkalarının imkânsız dediği işleri başarmak için yola çıkmıştı ve bunu başarmıştı.

Bu hikayenin çok kısaltılmış bir kısmını burada aktarabildik. Ancak Namık Kodaman yaşamında onlarca sayfada anlatılabilecek zorluklar, başarılar, iyi ve kötü günler yaşadı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki İçerikNovves müşteri odaklı yaklaşımıyla büyümesini sürdürüyor
Sonraki İçerikKazan ve Basınçlı Kap Sanayicileri Derneği’nden Yeni Başkan Hamdi Hoplamaz Liderliğinde Yenilikçi Adımlar