Sevgili dostlarım, dergimizin bu sayısında Venedik’e yaptığımız bir teknik gezide başımdan geçen bir olayı anlatacağım.
Bir İtalyan firmasının Türkiye temsilcisi Venedik’e bir teknik gezi düzenlemişti. Gezi baştan sona çok güzel ve dolu dolu geçti. Kaldığımız otel, Venedik yakınlarında dört katlı, şirin bir oteldi. Otele yerleştiğimiz ilk günün akşamı, saat 19 sularında akşam yemeğine gitmek için hazırlanırken banyoda suların akmadığını fark ettim. Yemek için otelden ayrılırken danışmaya “Niçin sular akmıyor?” diye sordum. Hidrofor sisteminde bir arıza olduğunu, tamir etmek için uğraştıklarını söylediler. Ben de “İnşallah yemekten döndüğümüzde tamir edilmiş olur.” temennisinde bulunup grubumuzla birlikte akşam yemeği için otelden ayrıldım.
Güzel bir akşam yemeğinden sonra grubumuzla neşe içinde gece saat 11’de otelimize döndük. İlk işimiz “Hidrofor yapıldı mı, sular akıyor mu?” sorusunu sormak oldu. Sorduk ama acı haberi de aldık. Arıza giderilememiş ve sular akıtılamamıştı. “Peki, ne yapacağız?” dediğimizde bize birer şişe su verebileceklerini söylediler. Bu duruma güler misin, ağlar mısın bilemedik.
Bu görüşmeyi yaparken sevgili dostum Kani Korkmaz da yanımdaydı. Otel yetkilisine, “Bizler makine mühendisiyiz. Eğer isterseniz arızanıza bir çözüm üretmek için hidrofor dairesine bir göz atalım; belki bir çözüm üretebiliriz.” dedim. Yetkili, izin almak için müdürünü aradı; ancak gecenin ilerlemiş saati olduğu için müdürüne ulaşamadı. Durumun vahameti karşısında, bir umutla hidrofor dairesine bakmamıza razı oldu. Kani Bey ve otel yetkilisi ile birlikte hidroforun bulunduğu yere gittik.
Hidroforlar, oldukça düzenli bir ısı merkezi içindeydi. Hidrofor, elektriksel bir arıza nedeniyle çalışmıyordu. Sistemi inceledik. Gördük ki şehir şebekesi bir kollektöre giriyor, buradan su depolarına besleme yapılıyor; ayrıca akıllıca oluşturulmuş bir by-pass hattı ile hidrofor çıkışına bir bağlantı yapılmıştı. Kollektörde manometre vardı; ancak basınç düşürücü yoktu. Doğal olarak by-pass hattı da kapalıydı.
Şehir şebekesi basıncına baktım; yaklaşık 4 bar basınç vardı. Otel yüksek bir bina olmadığı için bu basınç bize yeterli gelirdi. Bunun üzerine, “Hidrofor çıkışındaki vanayı kapatıp by-pass hattının vanasını açarsak otele su verebiliriz.” dedim. Yetkili kısa bir tereddüt geçirdikten sonra razı oldu. Ancak bu arada boylerlerin üzerindeki manometrede 3 barın üzerini gösteren kırmızı işarete dikkatimizi çekti. Basıncın çok yükselmesinin problem oluşturabileceğini ifade etti. Boylerlerin etiketlerine baktık; işletme basıncı 6 bar olarak belirtilmişti. Bunun üzerine bir problem olmayacağını söyleyerek gerekli müdahaleyi yaptık. Suyu doğrudan şehir şebekesinden binaya verdik.
Otel yetkilisi çok mutlu oldu. Kendisine, belirli aralıklarla şehir şebeke basıncını kontrol etmesini, basıncın 6 bara yaklaşması hâlinde beni uyandırmasını söyledim.
Sabaha karşı namaza kalkmıştım ki otel odamın telefonu çaldı. Otel yetkilisi, basıncın 6 bara yaklaştığını söyledi. Aşağı inip baktım; şehir şebeke basıncı gerçekten 6 bara yaklaşmıştı. Ancak artık daha fazla yükselmezdi; çünkü bu saatten sonra şehir halkı uyandıkça kullanım başlayacak, basınç düşecekti. Dediğim gibi de oldu.
Sabah kahvaltı etmek için aşağı indiğimde önce resepsiyondaki çalışanlar teşekkürlerini iletti. Ardından teknik sorumlu beni bulup teşekkür etti. Kahvaltımı ederken otel müdürü de teşekkürlerini iletti. Ben de işe yaramanın mutluluğu ile günüme başladım.
Eğer mekanik tasarımı ya da uygulamayı yapan mühendis, şehir şebeke girişine bir basınç ayarlayıcı koyup by-pass vanasını açık bıraksaydı, günün büyük bir kısmında hidroforun çalışmasına gerek kalmayacak; otel de boş yere elektrik parası ödemeyecekti.
Saygı, sevgi ve selamlarımla…
Not: Sevgili dostlarım, yazımı okuduysanız lütfen bana herhangi bir mesajla görüşlerinizi ulaştırmanızı ya da en azından “okudum” notu yollamanızı rica ediyorum. Belki böylece sizlere daha faydalı olma şansı yakalayabilirim. Şimdiden zahmetiniz için teşekkür ederim.
Sabit Cevat Tanrıöver




