Hüseyin Onbaşıoğlu, Türkiye’nin dijital dönüşümün neresinde olduğunu değerlendirdi

Hüseyin Onbaşıoğlu, Türkiye’nin dijital dönüşümün neresinde olduğunu değerlendirdi

Dijitalleşme süreçlerinin hem sektör-sanayi hem de kamu tarafında öncelikle doğru algılanması ve doğru yönetilmesi gerektiğine vurgu yapan Friterm Ar-Ge Müdürü Hüseyin Onbaşıoğlu, bu konuda sağlıklı bir süreç yönetiminin devam etmesi ve üniversite-sanayi işbirliğinin koordine edilmesi adına komisyonların oluşturulması gerektiğini dile getirdi. Hüseyin Onbaşıoğlu, şu cümlelere yer verdi: “Sektörel dernekler bu görevleri üstlenebilir ama kamuda da bu yönde bir çalışma yapılması lazım. Çünkü bunun bir politika olarak devlet birimleri tarafından yönetilmesi gerekiyor. Sanayi Bakanlığı bunu bir yere kadar yapıyor ve daha da geliştirmeye çalışıyor ama bu durumu çok başlılıktan kurtarmamız gerekiyor.”

Gelişen teknolojiye paralel olarak şirketler de dijital bir dönüşümün içerisine giriyor. Sizce Türkiye iklimlendirme sektörü bu dönüşümün neresinde yer alıyor?

Türkiye iklimlendirme sektörü olarak dünyadaki son zamanlardaki teknolojik gelişmeleri anlama aşamasındayız. Anladıktan sonra ise yavaş yavaş aksiyonlar alıyoruz. Bazı şirketlerin konuyu yeterince kavramadan aksiyonlar aldığını ve bazı girişimlerde bulunduğunu gözlemliyoruz. Ancak bunlar genellikle başarısızlıkla sonuçlanıyor ve bu girişimi yapanları da bitirebiliyor. Değişim ve dönüşümü anlamakta ve aksiyon almakta geç kalanlar da hüsrana uğrayabiliyor. Geçmişte bu tip örnekleri yaşadık.

Dünya iklimlendirme sanayisindeki teknolojik gelişmeleri mümkün olduğunca takip etmek gerekiyor. Tüm dünyayı etkisi altına alan Endüstri 4.0’dan Türkiye’de de son birkaç yıldır bahsediliyor. Bu sebeple bu konuyla ilgili birçok firma bir şeyler yapma çabasına girmiş durumda. Ancak Endüstri 4.0 aslında büyük resmin sadece bir parçası. Ben de her fırsatta bunu anlatmaya çalışıyorum. Endüstri 4.0, dijital dönüşümün sadece bir bölümü. Dijital dönüşüm çok daha geniş kapsamlı ve içeriği çok daha farklı bir dönüşüm içeriyor. Endüstri 4.0’a gelene kadar geçen süreçteki alt yapıyı çok iyi anlamak gerekiyor. ‘Dünya Endüstri 4.0’a nereden geldi?’ sorusu önemli bir soru. Son 10 yıldır bu konuda çalışmalar var ancak son birkaç yılda biraz daha ivmelendi. Teknolojik anlamda gerçekten bir devrim yaşanıyor.

Örneğin; yapay zeka, bugünlerde ortaya çıktı fakat 20 yıl önceki bir konu. 20 yıl önce yapay zeka alanında çeşitli çalışmalar yapılmaya başlandı ve şu anda uygulamaya dönüşüyor. Robotik ise 50 yıl önce çalışmalarına başlanan bir konu ama günümüzde çok farklı bir noktaya gelmiş durumda. Biz Türkiye olarak bundan 50 yıl önce çamaşır makinesi yapmaya çalışırken, dünya robotik  ile ilgili çalışmaya başlamıştı. Bugün ise bu çalışmaların sonuçları alınmaya ve uygulanmaya başladı. Biz geçmişte bunlarla ilgilenmediğimiz için bugün başlangıç noktamızın neresi olacağını çok iyi düşünmeliyiz ve ona göre karar vermeliyiz. Bunu belirleyemezsek kesinlikle başarısız oluruz.

Dijital dönüşüm, günümüzde ‘dijitalleşme’ kavramı ile sınırlandırılıyor. Ancak dijital dönüşümün ve Endüstri 4.0’ın unsurlarından sadece biri. Endüstri 4.0’ın uygulanabilmesi için öncelikle üretim makinelerinin dijitalleşmesi lazım. Tıpkı otonom sürüş teknolojisinin gelişmesi için araçların dijitalleşmesi gerektiği gibi. Önce üretim altyapısının dijitalleşmesi gerekiyor ki; Endüstri 4.0’daki üretim prosesine geçilebilsin. Özetle; dijital dönüşümün son aşamasında iş modelinin değişmesi gerekiyor. Ürünler dijitalleştikten sonra, üretim Endüstri 4.0 kapsamına dönüşüyor. Ardından süreçleriniz dijitalleşip, müşterilerinizle ve dünyayla olan ilişkileriniz yeni bir iş modeline geçiyor. İşte o zaman dijital dönüşümü tamamlamış oluyorsunuz ve değer üretmeye başlıyorsunuz. Zaten birinci amacınız değer yaratmak oluyor. Yarattığınız değerin içerisinde ürün varsa, o ürünü zaten üretiyorsunuz. Çünkü sadece yeni bir ürün üreterek değer yaratamazsınız. Bir süre sonra sadece ürünlerin dijitalleşmesi ve dijital ürünler satmak yetmeyecek, iş modelini de değiştirmek gerekecek.

Üniversitelerde yapılan bilimsel çalışmaların daha çok desteklenmesi gerektiğini düşünüyor musunuz? Sizce yeterli mi?

Sadece teknolojiyi geliştirerek değil, bilimsel çalışmaları da destelememiz lazım. Eğer bunu yapamazsak, teknolojik çalışmaları yine yaparız ama dışa bağımlı oluruz. Çünkü bilimi dışarıdan almak zorundayız. Bu kapsamda sadece üniversitelere yatırım yapmak ve bilimsel araştırmaları desteklemek yetmeyebilir. Toplumsal kültürün bilimsel altyapıyı destekleyecek bir noktaya ulaşması gerekiyor. Bu da anaokulundan üniversite sona kadar devam eden bir süreçtir.

Sektördeki birçok firma dijitalleşmek adına ciddi çalışmalar yapıyor. Bunları genel anlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ciddi çalışmalar var; bunun farkındayım. Ancak onları çoğu; yurtdışını örnek alarak ve destek alarak yapılan çalışmalar. Yurtiçinde üretildiklerine dair herhangi bir işaret yok.

Sizce bir ürünün ‘katma değerli’ olarak tanımlanabilmesi için hangi özelliklere sahip olması gerekiyor? İlk yatırım maliyeti ile satış fiyatı arasındaki değerin katma değeri belirlediğini söyleyebilir miyiz?

Bunu şöyle bir örnekle açıklamak isterim; dünyada 3 tane büyük cep telefonu üreticisi var. Bir cep telefonu ithal edebilmemiz için 3 ton çay satmamız gerekiyor. Bizim artık çay satmamamız gerekiyor. Çay satarak bunu ne kadar devam ettirebiliriz. Bazı ürünleri onlardan daha iyisini ve değerlisini üretip, satmamız gerekiyor.

İhracat konusunda birçok teşvik var. Ancak sağlıklı bir ihracat portföyü oluşturabilmek için de bir alt yapıya ihtiyaç duyuluyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Derneklerin bu konudaki rolü çok önemli ve o tarafta çok güzel çalışmalar var. Devletin de bu konuda destekleri mevcut. Çünkü devlet ihracatın artması için her türlü destek ve teşviki sağlamaya çalışıyor. STK’lar tarafından yurtdışından fuarlara alım heyetleri getiriliyor veya gönderiliyor. Devlet de bunları destekliyor. Küçük ve orta ölçekli firmalar da bundan mümkün olduğunca faydalanmalı.

Ekonominin büyümesi ve ihracatın artması güzel bir şey ama bizim asıl sorunumuz bu değil. İnsanlar gelişmeyi, büyümeyle aynı şey zannediyorlar. Büyümeyi sağlayabilirsiniz ama ülkenin gelişmesini sağlayamadığınız takdirde ekonomik büyüme bir yere kadar devam eder. Orta gelir tuzağına düşersiniz ve orada kalırsınız. Türkiye’nin durumu da şu anda böyle. 8-10 bin dolar arasında gidip gelen bir milli gelirimiz var. Onun ötesine de geçemiyoruz. Çünkü gelişmeyi destekleyecek adımlar atmıyoruz. Sadece ekonomiye odaklanmış durumdayız.

Gelişmeyi destekleyecek adımlar nedir?

Toplumsal kültürün gelişmesi için bir eğitim ve yargı reformu gerekiyor. İnsanların bilinçlenmesi ve dünya vatandaşı haline gelmesi için ne gerekiyorsa yapılmalı.

Bunlara ek olarak, sanatın gelişmesine destek vermek lazım. Çünkü sanatın gelişmediği bir toplumda adalet de gelişmiyor. Sanatın gelişmesi daha adaletli bir ruha sahip insanların oluşmasına zemin hazırlıyor. Bu da hukukun üstünlüğünün korunmasına çok büyük bir destek veriyor. Temel mesele bu. Yoksa sektör büyüyor da gelişiyor da… Fakat başka alanlardaki eksiklerimiz ekonomik büyümenin altındaki zeminin kayganlaşmasına neden oluyor.

Peki, firmaların ihracat konusunda münferit olarak neler yapması gerekiyor sizce?
Firmaların ihracat açısından en büyük problemleri; kalite ve katma değer. Dünyadaki rakipleriyle rekabet edebilecek ürünler çok az. Katma değeri yüksek, nitelikli ve ileri teknoloji ürünler üretmemiz gerekiyor. 50 yıl önceki tezgahta üretilen bir ürün, kaliteli olmaz. Her şeyden önce doğru düzgün bir üretim tezgahınızın olması lazım. Bunun dışında kalifiye elemanlarınızın olması lazım. Onları yetiştiren doğru düzgün okulların ve eğitmenlerin olması lazım. Bunlar olmadan belirli bir noktaya gelemeyiz.

Enerji verimliliği tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en trend topiklerden biri. Türkiye’deki bu alandaki çalışmaları nasıl buluyorsunuz?

Klima alanında enerji verimliliği daha önemli. Örneğin; Avrupa’da EcoDesign koşullarını sağlamayan ürünler artık satılamıyor. EcoDesign koşulları da belirli bir enerji verimliliği sınıfında olabilen ürünleri kapsıyor. Yurtiçinde ve sektörümüzde bununla ilgili güzel adımlar atıldı. Soğutma sektöründe de bu konu oldukça önemseniyor. Daha verimli kompresörler üretiliyor, fanlar üretiliyor. Sistem kurulurken daha verimli çalışabilmesi için tasarım aşamasında da birçok husus dikkate alınıyor. Bunun geri bildirimlerini alıyorum. Müşteriler de artık bunu önemsemeye başladı. Çünkü yatırım maliyeti eskiden çok ön plandaydı. Hala ön planda ancak artık işletme maliyeti de önemli hale geldi. Bu dönüşüm şu anda yaşanıyor ve önümüzdeki 10 yıl içerisinde iyice yerleşeceğini düşünüyorum.

Üniversitelerde de çok önemli projeler var. Sektördeki birçok firma üniversitelere bu anlamda destek oluyor. Çeşitli işbirlikleri yapılıyor. Bunun iklimlendirme sektörüne olan katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üniversitelerde aslında 2 yönlü bir çalışma sürüyor. Birincisi: bilimsel çalışma. Çünkü bilimsel çalışma başka bir yerde yapılamaz. Üniversitelerle sanayinin işbirliği noktasında bu bilimsel çalışmalardan elde edilen bilgi birikimini üniversite-sanayi işbirliği çalışması kapsamındaki teknolojik çalışmalara aktarılması gerekiyor. Teknoloji böyle gelişir. Bütün dünyada da zaten sistem böyle çalışıyor.

Örneğin; Amerika’da laboratuarlar var. Dünya devi soğutma firmaları o laboratuarlara gelip, ücret ödeyerek yeni bir ürün geliştirmek istediğinden söz ediyor. Bunun üzerine bir proje yaptırıyor. Aynı zamanda üniversitelere de ek bir ödeme yapıyor ve oraya da bilimsel bir çalışma yaptırıyor. Türkiye’deki üniversiteler de bu anlamda yeterli seviyede. Ancak bizde sistem böyle işlemiyor. Biz sanayinin ihtiyaçlarını karşılama noktasında üniversitelerle işbirliği yapıyoruz. İşin birinci adımı aslında bu. Ama diğer tarafta üniversitelerdeki bilimsel çalışmaların da desteklenmesi lazım. Bu yapılmadan teknolojik gelişmelere katkı sağlayacak bilgi birikimi üretilemez.

Türkiye’nin Ar-Ge haritasını çizmenizi istesem, nasıl bir tablo ortaya koyarsınız?

Ar-Ge maalesef Türkiye’de devletin verdiği destekler olarak algılanıyor. Tabii ki destek olmadan hiçbir şey yapılamaz ama sadece devletten teşvik alarak Ar-Ge yapamazsınız. Öncelikle Ar-Ge yapabilecek nitelikte elemanlarınızın olması lazım. Üniversite ile mutlaka işbirliği yapmanız lazım. Sadece ürün geliştirmek istiyorsanız, bunu kendi kendinize de yapabilirsiniz. Ama yeni bir teknoloji geliştirmek istiyorsanız, üniversite ile mutlaka işbirliği içerisinde olmalısınız. Türkiye’de gerçekten Ar-Ge yapabilen birkaç kurum var. Sektörümüzde de Friterm’i bunlardan birine örnek verebiliriz. Özetle; sayıca çok az. Ancak daha iyiye doğru gittiğini hissediyorum ve görebiliyorum.

Sektördeki en büyük sorunlardan birinin de nitelikli eleman eksikliği olduğunu düşünüyor musunuz?

Kesinlikle düşünüyorum. Çünkü eğitim politikası, ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda yönlendirilmiyor. Sanayi de eğitim politikalarına katkı sağlarsa, bu problem o zaman çözümlenecek. Öncelikle ne kadar ve hangi özelliklerde elemana ihtiyaç duyulduğunun belirlenmesi gerekiyor. Ardından eğitim sistemimin ve üniversitelerdeki bölümlerin buna göre belirlenmesi gerekiyor. Bölüm değil belki ama branş ayrımları oluşturulabilir. Bunu yapabilmek için de üniversitelerle yakın ilişkide olmak lazım. Üniversitelerdeki bu konudaki yaklaşımın da doğru olması şart. Zaten Ar-Ge konusunda üniversite ve sanayi ortak çalışmaya başladığında, bu sorun da kendiliğinde eriyecektir. Çünkü Ar-Ge çalışmalarına öğrenciler katılıyor. Katıldıkça öğreniyorlar. Üniversite o öğrencileri yetersiz buluyorsa, onların yetkinliklerini artıracak farklı dersler almaları sağlanabilir. Bu bir ihtiyaçtan ortaya çıkıyor. 




Diğer Haberler



“Teknolojinin hayatın her alanına girmesi ve özellikle kombilerde yapay zeka uygulamalarına geçilmesi tüketicileri de yeni taleplere yönlendiriyor” 17.10.2019
Wilo-Stratos ailesi yüksek verimli ürünlerle büyümeye devam ediyor 17.10.2019
Termo Teknik LOGIC Premix Yoğuşmalı Kombi 17.10.2019
Immergas RAPAX Serisi Monoblok Sıcak Kullanım Suyu Isı Pompası, dünyayı koruyor 17.10.2019
Fourpoolcrf Plakalı Eşanjörlü Havuz Nem Alma Cihazı 17.10.2019
TORK, tüm dünyada tercih edilmeye devam ediyor 17.10.2019
Sarbuz SBA serisi evaporatörleri ve Chilbox kondenserler 17.10.2019
Rima Isı Sistemleri, yer tipi mega kazan üretimine başladı 17.10.2019
GF Hakan Plastik’den yeni nesıl atık su ve drenaj sistemi: 17.10.2019
Isı Evi ile buhar üretiminde daha verimli ve güvenli kazan daireleri 17.10.2019


© 2019 Tum Haklari Saklidir.