Kayalar Grup, vana sektörünü dünyaya duyurmaya devam ediyor

Kayalar Grup, 1970’li yıllarda küçük el aletleriyle gerçekleştirdiği talaşlı imalata, küçük bir atölyede başlıyor. 1980’li yıllarda ise aile içerisindeki 3 ortakla beraber Kayalar pres şirketini kurarak Karaköy, Perşembe Pazarı’nda faaliyetlerine başlıyor. Ardından 90’lı yıllarda Anadolu Hisarı’ndaki yaklaşık 300 metrekare alanda üretim yaptıkları bir alana geçiyorlar. Makineleşmeye de ilk orada başlıyorlar. Ancak üretim kapasitesi sürekli genişlediği için bulundukları alan yetersiz hale geliyor ve yine Anadolu Hisarı’nda yaklaşık 2000 metrekare alana sahip yeni bir alana taşınıyorlar. Türkiye’de olmayan makinelerin Avrupa’dan ilk ithalatını da burada yapıyorlar. Böylece 90’lı yıllarda Kayalar Grup’un markalaşma yolundaki yolculuğu başlamış oluyor. 1990’lı yılların ortalarında ise ilk vana üretimi gerçekleşiyor.

Markalaşma yolundaki ilk adımını 90’lı yıllarda attı

Şu an Kayalar Grup’ta ikinci kuşak yönetici olarak genel müdürlük yapan Fevzeddin Kaya ise Kayalar Grup’ta iş hayatına ilk adım attığı yılları ve sonrasındaki süreci şu cümlelerle aktarıyor: “Biz bir aile şirketiyiz ancak aile üyelerinin çocuklarını şirkete geldikleri anda üst düzey görevlere getirmiyoruz. Bu sebeple ben de 1996 yılında şirketteki ilk görevime santralde telefon operatörü olarak başladım. Şirketin girişindeki resepsiyonda gelen telefonları cevaplıyordum. Ardından yazıcılık, planlamacılık, üretim müdürlüğü ve satın alma sorumlusu gibi çeşitli kademelerde görev yaptım. Şirketteki tüm süreçlere hakim olduktan sonra da genel müdürlük görevini üstlendim. İlk olarak kalorifer peteklerinde kullanılan vanaları üretmeye başlamıştık. Üretime temel olarak vana grubuyla başladık diyebiliriz. Bunu yaparken Avrupa’dan makine ithalatı yaptık. O dönemlerde Almanya’nın birbirinden ayrı olan Doğu ve Batı tarafı birleşiyordu. Almanya, Doğu taraftaki rejimden çıkan makineleri komple satma kararı aldı. Biz de teknolojisi Türkiye’ye göre oldukça yüksek olan o makinelerden edinince, çok daha kaliteli üretim yapabilir hale geldik. Üretim hattımız gelişince, mevcut alanımız bize yetmemeye başladı. Bu nedenle Sancaktepe’deki 13 bin metrekare kapalı alana sahip olan fabrikamıza geçtik. Ardından büyüme hızımız da gittikçe arttı.”

İlk üretim vana grubuydu; ardından flex borular, bataryalar ve plastik grubu geldi

Fevzeddin Kaya, o dönemlerde Türkiye sanayisinin ve iş gücünün ne durumda olduğunu ise şu sözlerle anlatıyor: “Hem bilinirlik hem de kalite anlamında Türkiye sanayisinin iştahı çok açıktı. O dönemde çok fazla üretici de yoktu. Mevcut olanlar da bizim gibi birtakım teknolojilere yeni yeni aşina olmaya başlamıştı. Yurtdışından yapılan ithalat oranı çok yüksekti. Hem Avrupa’dan hem de daha uygun olan Çin’den çok fazla ürün geliyordu. Dolayısıyla yerli üretim yapabiliyor olmak çok değerliydi. Bu sebeple bizim sektörümüzdeki birçok markanın büyüme adımları genellikle o dönemde atılmıştır. Ardından kim daha hızlı teknolojiye ayak uyduruyorsa o birkaç adım öne geçti. Biz de Kayalar Grup olarak, Sancaktepe’deki yeni fabrikamıza geçtikten sonra farklı ürün gruplarının da üretimine başladık. Vana gruplarımızın ardından paslanmaz doğal gaz ve su boruları (Paslanmaz flex) yapmaya başladık. Daha sonraki yıllarda üçüncü grubumuz olarak plastik grubunu üretmeye başladık. Aynı anda Sancaktepe’deki fabrikamızda batarya üretimine de başladık. Tuzla’daki 20 bin metrekareye yakın kapalı alana sahip olan fabrikamızda da şu an plastik grubunun üretimine devam ediyoruz. Özetle; 4 ana grupta üretim yapan bir firma haline geldik. Ancak ana grubumuz; konut ve yapılardaki tesisat malzemeleri.”

İhracat departmanı 2000’li yıllarda kuruldu

Sancaktepe’deki fabrikada yeni makinelerle üretime geçiş, Kayalar Grup için aynı zamanda yurtdışına açılma anlamına da geliyordu. Bu nedenle yeni fabrikaya geçilir geçilmez ilk önce ihracat departmanı kuruldu. Fevzeddin Kaya’ya göre şu an üretiminin yüzde 50’sinden fazlasını 80’den fazla ülkeye ihraç edebiliyor olmalarının sebebi, bu alana çok daha önceki yıllarda yatırım yapmalarıydı. Çünkü o yıllarda ihracat, bugünkü gibi herkes tarafından sıklıkla yapılmıyordu. İhracata ilk önce Avrupa’dan başladılar. İlk ihracatlarını da Almanya’ya yaptılar. Ziyaret ettikleri bir fuarda, bir Alman firması ile tanışmışlardı. Firma, Almanya’da üretim yapmanın maliyetli olduğunu düşünüyordu. Kayalar Grup’ta istedikleri ürünlerin fason üretimlerini Türkiye’de yapabileceklerini ve bu konuda çok istekli olduklarını belirtmişti. Aylarca uğraştılar ve ürünleri Almanya’ya yolladılar. Lakin Almanya’ya gönderilen ilk ürünler, kalite standartlarından geçemedi ve geri geldi. Ancak Kayalar Grup yılmadı ve ürünün üzerinde çalışıp, kalitesini yükseltip tekrar gönderdi. Bu kez kabul edildi. Artık Kayalar Grup, Almanlara fason ürün üretebiliyordu. Bu kalite anlamında da kendilerini hem yurtiçi hem de yurtdışı pazara kabul ettirdikleri anlamına geliyordu. Bu olayın ardından artık yurtdışına ihracatında kapısı ardına kadar aralanmış oldu.

Kendilerine özel makine imalatına başladılar

Bugün 500’e yakın personel istihdam eden bir grup haline gelmelerinde ise ihracatın katkısı büyük. Aynı zamanda kendi fabrikaları tarafından da makine üretimi yapabildiklerini sözlerine ekleyen Fevzeddin Kaya, firmanın geçtiği önemli dönemeçlere ilişkin şu bilgileri veriyor: “Almanya’dan gördüğümüz teknolojinin aynısını burada da üretebileceğimiz teknik bir birim ve ekip oluşturduk. Ardından kendi makinelerimizi kendimiz üretme kararı aldık. Bu sayede bize özel, insan gücünün ikinci planda olduğu otomasyona dayalı makineler üretmeye başladık. 1,5-2 senelik bir çalışma sürecinden sonra 2000’li yıllarda Sancaktepe’deki fabrikaya geçtiğimizde, kendi makinelerimizi de üretir hale gelmiştik. Bu da bize rekabette bir adım öne çıkardı diyebiliriz. Şu anda ise bizim ürettiğimiz makineler, her yerde bulunan standart bir makine haline geldi. Bu sebeple standart makineler üretmekten vazgeçtik. Şimdi Türkiye’de veya başka bir ülkede bulamadığımız, sadece kendimize özel ürünler ürettiğimiz makineler imal ediyoruz. Bu makine kadar, ürünü de bize özel. Çünkü sadece o makine ile üretilebiliyor.”

Rekabetin güçlü oyuncularından biri haline geldi

Yaklaşık 25 yıldır sektörün içerisinde olan bir isim olarak geçmişle bugünü kıyaslayan Fevzeddin Kaya, sözlerini şu değerlendirmelerle sürdürdü: “Eskiden üretim kapasitemiz azdı, düşük sayıda üretim yapıyorduk. Bu sebeple her yere ulaşamıyor, çok fazla rekabet de edemiyorduk. Zaten herkes ürettiği az miktarda ürünü satabiliyordu. Aldığı paydan da razıydı, memnundu. Elimizdeki makinelerle başında birer görevli ile günlük 2000 ila 3000 arasında ürün imal edebiliyorduk. Şu an elimizdeki makinelerle iş gücüne ihtiyaç duymadan günlük 100 bin ürün üretebiliyoruz. Bu durum beraberinde çok sert bir rekabeti de getirdi. Eski karlılık oranlarına artık hiç birimiz sahip değiliz. Ama ürettiğimizi satabilmek ve pastadan daha fazla pay kapabilmek için müthiş bir rekabetle mücadele ediyoruz. Amcamın Kartal marka bir arabası vardı ve bir günde yaklaşık 10 kasa ürünü, o arabanın bagajına yükler, satardı. Düşünün; ilk dönemlerde atölyemiz, sadece bir Kartal aracın bagajını doldurabilecek kadar mal üretebiliyordu. Fakat o kadar ürün, üç ortağın ailesinin tamamını geçindiriyordu. Günümüzde ise teknolojinin ilerlemesine paralel hız arttı ve üretim adetleri bollaştı. Sizin de firma yöneticileri olarak, bu ürünleri satabileceğiniz pazarlar bulmanız gerekiyor. Bu sebeple biraz siz, biraz rakipleriniz fiyatları yavaş yavaş aşağı çekiyor. Bu da tabii karlılığı oldukça azaltmış durumda.”

İhracatta rekabet olmadığına, ihracatın sektörel imajı yükselttiğine inanıyorlar

İhracat yapabilmenin ayakta ve sağlam durabilmek adına çok önemli olduğu günümüz koşullarında, ihracata yönelik geçmiş tecrübe ve anılarından birini de DTK okuyucularıyla paylaşan Fevzeddin Kaya, geçmişe yönelik bir deneyimine şöyle ışık tuttu: “İhracat yapmaya başladığımız ilk yıllarda, Suriye’den iletişim kurduğumuz bir müşterimiz, Türkiye’ye ziyarete gelmişti. Ben de karşıladım, fabrikamızı ve makinelerimizi gösterdim. Bu müşterimiz Almanya’dan ürün alıyor, biz de Alman kalitesindeki makinelerle çalışıp, üretim yaptığımız için ürünlerini niçin bizden almadıklarını sordum. ‘Tabii alırız’ dedi.  Ancak onlardan 100 birime aldığı ürünü bizden 70 birime alabileceğini belirtti. En azından yüzde 10 daha düşük bir maliyete ikna etmeye çalışırken, dedi ki; ‘Almanya Suriye’den çok uzakta ve buraya en azından 20 senedir mal satıyorlar. Siz ise Suriye’ye sınır komşususunuz. Ancak senelerdir ortalarda yoksunuz!’ Anladım ki; bir Alman malı pazarda çok rahat alıcı bulurken, Türk malının reklamının yapılıp anlatılması gerekiyor. Yüzde 30’luk payın yarısını ürün satmak istediğim pazara reklam ve tanıtım açısından vermek gerekiyor. İhracat sadece benim firmam için değil tüm ülke için bir kültür olmalı! Bir ülkeye sadece bir firmanın ihracat yapması yeterli olmuyor. Bu sebeple aynı sektördeki hiçbir firma ihracat pazarlarında birbirinin rakibi değil aslında… Bizim ülkemizdeki kaliteli üreticiler her ihracat yaptığında, ülkemizin ve sektörümüzün o pazardaki kredibilitesini ve imajını yükseltiyor. Özetle; biz o pazar için çok uğraştık. Ancak Suriye’de savaş çıktığında, tabelasında bizim markamız olan KAS yazan, 150’ye yakın bayimiz vardı. Çaba gösterdiğinizde, başarı da beraberinde geliyor.”

Fevzeddin Kaya, son olarak şu mesajı verdi: “Sektördeki her rakibimize, mutlaka ihracat birimi oluşturmalarını ve ihracat yapmalarını öneriyorum. İhracat meşakkatli olduğu kadar firmaya can suyu ve ekstra bir güç veriyor. Çoğu firma ihracat yapmanın zorluğundan bahsediyor fakat benzer zorlukları bizde yaşadık ve bir yerden başlamak gerekiyor. Bizim 20 yıla yakın bir ihracat geçmişimiz var. Yeni girdiğimiz bir ülkede aylarca ürün satmak için çaba sarf ettiğimizi çok iyi hatırlıyorum. Uzun vadede sonuçlar alınacak bir iş, o anlamda sabırlı olmak gerekiyor. Her üretici ayakta kalabilmek için bir şekilde ihracat yapmalı! Çünkü sektörümüzde yeterli ihracat oranlarına ulaşmak ülkemiz ve sektörümüz için çok önemli bir husus…”