Satış kariyerindeki her basamağa değer katan adam: Erol Kayaoğlu

Kapalı çarşıda yetişmiş zanaatkar bir babanın iki çocuğundan ilki olarak, 1969 yılında İstanbul’da dünyaya geliyor Erol Kayaoğlu… Aslında çocukluğundan itibaren sanayiye yakın bir isim. Çünkü babası kendi torna atölyesini kurduğunda, Erol Kayaoğlu’da 12 yaşından itibaren onun yanında çalışıyor. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini Yeşilköy’de okuduktan sonra üniversite öğrenimini tamamlamak üzere Ankara’ya gidiyor. Bilkent Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitiren Kayaoğlu, üniversite yıllarını ve Ankara ile nasıl tanıştıklarını şu cümlelerle aktarıyor: “Üniversiteye kayıt işlemlerini yaptırdıktan sonra Kızılay’da bir otele geldik. O gün Ankara; yağmurlu, karanlık ve kasvetli bir havayla ‘merhaba’ dedi bana… Kasvetli ve soğuk havaları sevmediğim için 5 sene burada nasıl okuyacağımı düşünüp, ağlamaya başladım. Anneme ve babama ağladığımı göstermemek için elimden geleni yapıyorum ancak onlar ben odadan dışarıya hava almak için çıkarken lobide gördüler benim ağladığımı… Ben hava alıp biraz yürümek ve sakinleşmek için dışarıya çıkmak istedim ancak yürüyünce daha da kötü oldum. Otele dönünce babam, ‘Hanım, alalım oğlanı gidelim’ dedi. Fakat annem, ‘Olur mu öyle şey’ dedi. Aile dostlarımız vasıtasıyla Ankara’da kaldığım süre boyunca çok güzel insanların yanında kaldım. Ancak 5 yıl boyunca Ankara’dan hiç keyif almadığım için iş hayatına başladıktan sonra en azından bir yıl Ankara’da yaşasaydım dedim.”

Erol Kayaoğlu:Satış ve pazarlama kariyerime P&G ile adım attım”

Çok düzenli bir öğrenciydi Erol Kayaoğlu, hemen hemen hiç devamsızlık yapmaz, bütün derslere katılım sağlardı. “Çok ders çalıştığım söylenemezdi ama dersleri kaçırmazdım” diyor ve şöyle devam ediyor: “Sayısal alanlarda, sözel alanlara göre daha başarılıydım. 1991 yılında üniversite öğrenimimi tamamladıktan sonra hemen iş hayatına atıldım. P&G firması, üniversite üçüncü sınıftayken tanıtım için bizim okulumuza gelmişti, ben de staj başvurusu yapmıştım. Fakat benim başvurumu iş başvuru olarak değerlendirip, iş görüşmesi için beni çağırdılar. Ben de bir yanlışlık olduğunu, benim eğitimimin devam ettiğini, bu sebeple staj başvurusunda bulunduğumu belirttim. Durum kontrol edildi, bir hata olduğu aşikardı ama sonra staj başvurum için de bir dönüş olmadı. Bu sebeple 4. sınıftayken tekrar geldiklerinde, yanlarına gidip bu durumu anlattım ve ‘Beni şimdi işe alabilirsiniz’ dedim. Onlar da kendilerinde kestirme olmadığını ve bütün işe alım süreçlerine baştan başlayacağımı söylediler. Ben de öyle yaptım ve yine işe kabul edildim. Hayalimde hep satış tarafında olmak vardı. Öyle de oldu… P&G’la satış kariyerime ilk adımı attım.”

 “P&G’de bakkalları buldum, ürünleri anlattım, gerekirse raflardaki tozlanmış ürünleri sildim”

İşe kabul edildiğinin haberini ise ilk kez onu kendi elleriyle üniversiteye götürüp kaydettiren annesinden alıyor. Bu mutlu günün anısını ise şu sözlerle anlatıyor Kayaoğlu, “Eve İngilizce bir mektup gelmiş. Annem de bilen birisine okutturmuş. Okuyan kişi işe kabul edildiğimi, maaş bilgisini ve diğer hakları çevirmiş. Annem bunları duyunca çok mutlu olmuş, benim de hayatımın en mutlu günlerimden biriydi. Bizim zamanımızda çok fazla şirket yoktu ama işe alımlar yüksekti. Şimdiki gibi değildi yani… Tabii ki çok yüksek maaşla işe alan bazı markalar vardı. Örneğin; sadece tek marka, aşağı yukarı yılda 35-40 kişilik bir istihdam sağlıyordu. Şu anda yüzde 34 oranında üniversite mezunu genç işsiz mevcut. Bu çok yüksek bir oran. Artık firma sayısı fazla, fakat işe alımlar daha düşük. Ben işe başlarken bana dediler ki; ‘Erol, günde 12 ziyaret yapacaksın, bakkallara gideceksin… Senin bölgen, yeni bir bölge ve daha önce hiçbir satış memuru orada çalışmadı. Bu sebeple bakkalı da sen bulacaksın, ürünü de sen satacaksın, gerekirse koliyi de sen taşıyacaksın… Ben dedikleri şekilde çalışmaya başladım, bakkalları buldum, ürünleri anlattım, gerekirse raflardaki tozlanmış ürünleri sildim. 72 çeşit ürünümüz vardı ve hepsi raflarda mı diye kontrol ederdik. Bir eksik varsa, onun da yer almasını sağlamaya çalışırdık. Bir de o zaman bilgisayar teknolojisi çok gelişmediği için depoya iner tek tek ürünleri sayardık. Özetle; biz sipariş memurluğu değil, satış yapardık.”

“Hayattaki ilk ve tek pişmanlığım da geç baba olmak”

P&G’de çalışırken askerliğe giden ve o esnada eşi Ceyda Hanım ile tanışan Erol Kayaoğlu, hayatının en önemli dönemlerinden biri olan yol arkadaşıyla karşılaşma hikayesini ve kızı Maya’yı şu sözlerle anlatıyor: “1992 yılının Ağustos ayında askere gittim. Çünkü şirketim bana ‘istersen kısa dönem askerlik yap, maaşının yarısını almaya devam et. Ancak uzun dönem yaparsan, şirketten ayrılmak zorunda kalırsın, dönüşünde garanti değil dedi’ dedi. Bu sebeple ben de askerliğimi 6 ay süreyle İstanbul’da yaptım. Askerliğimin bitmesine 15 gün kala, Bilkent Mezunları Günü düzenlendi. Ceyda Hanım ile orada tanıştık. O da Bilkent muzunuymuş, ancak ben okul yıllarında hiç görmemiştim. Askerlik bittikten sonra birkaç kez daha görüştük ve flörtleşmeye başladıktan yaklaşık 1 yıl sonra 1995 yılında evlendik. Evlendikten 11 sene sonra, 2006 yılının Aralık ayında kızımız Maya’yı kucağımıza aldık. Hayattaki ilk ve tek pişmanlığım da geç baba olmak. Keşke çok daha önce baba olsaydım. Şu anda bir kızımız ve 2 köpeğimiz var”

“Benim hedefim; Vaillant’ı kolay satın alınabilir, kolay ulaşılabilir ve kolay çalışılabilir bir marka haline getirmekti”

P&G’deki satış kariyerinin ardından, aynı şirkette bölge müdürlüğü ve kategori müdürlüğü de yapan Erol Kayaoğlu, 13 yılın ardından meslek hayatına yine aynı kategoride Sony’de devam etmeye karar veriyor ve satış direktörü olarak 2004 yılında işe başlıyor. 2014 yılında ise iklimlendirme sektörünün onu tanıdığı Vaillant Türkiye’deki satış direktörlüğü görevine başlıyor. Hala Vaillant’da görevine devam eden Erol Kayaoğlu, sağladığı katkılara ve önem verdiği değerlere ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Ben bundan önceki meslek hayatımda hiyerarşinin ve kurum kültürünün olduğu firmalarda çalıştığım için Vaillant’ın bir aile şirketi olması beni çok etkiledi. Gerçekleştirdiğimiz mülakat esnasında sanki bir aileye dahil oluyorum hissiyatını yaşadım ve bu beni çok mutlu etti. Buraya ilk geldiğimde bazı hedeflerim vardı. Bunlardan biri; operasyonel olarak Vaillant’ı ulaşılabilir, kolay bir ürün yapmaktı. Diğeri ise iş arkadaşlarımın keyifli ve huzurlu oldukları bir ortam yaratmak. Tüketiciler ve iş ortaklarınız için Vaillant’ı kolay yaptığımızda, başarılı sonuçları zaten elde edebileceğimizi düşünüyorum. Vaillant için oluşan algı şöyle; pahalı, ulaşılamaz, mesafeli ve çalışılması zor ama Vaillant ya… Bu çok büyük bir değer aslında… Bu sebeple benim koyduğum hedef; kolay satın alınabilir, kolay ulaşılabilir ve kolay çalışılabilir bir marka haline getirmek. Ben bütün stratejilerimi ve yol haritamı bunun üzerine inşa ettim.”

“Benim için başarmak, sayısal değerler üzerinden yapılmaz”

Bu hedef doğrultusunda bugüne kadar attığı adımları ise şöyle sıralıyor Erol Kayaoğlu: “Biz euro ile faturalama yapan bir markaydık. Müşterilerimiz euro düşerse ürün alıyordu, yükselirse siparişini iptal ediyordu. Örneğin; iş ortağımız bizden ürünü 90 birime alıp, 100 birime satmayı planlıyor. Ancak euro yükselince maliyeti 93 birime yükseliyor. Bu durumda da haklı olarak iptal ediyor. Oysa bizim amacımız; ürünlerimizi tüketici ve iş ortaklarımızı mutlu ederek satmak. Bu sebeple; ‘Bırakın kur riskini biz düşünelim’ dedim ve biz TL’ye geçtik. Bence bu çok radikal bir dönüşümdü. Şu anda tahsilatlarımızın yüzde 75’ini sanal pos üzerinden yapıyoruz. Taksitlendirme seçenekleri sunuyoruz. Artık tüketiciler ve iş ortaklarımız karar aşamasında daha güçlü, tavsiye önemini azalttı. Vaillant Kulübü yeniden dizayn ettik, usta ve tesisatçıları aldık. Tüketici Kulübü bence yapılmış en vizyoner hareketti ama kan kaybediyordu. Bu sebeple bu dönüşümünde bize iyi geldiğine inanıyorum. Dha kucaklayıcı bir yapıdayız artık. Türkiye’nin birçok yerine özellikle Anadolu’ya birçok ziyarette bulundum. Geçtiğimiz günlerde ‘Yaklaşımınızla Anadolu bayilerini seven ve sevilen bir yöneticisiniz’ şeklinde bir geri bildirim aldım. Bu beni inanılmaz mutlu etti. Çünkü benim için başarmak, sayısal değerler üzerinden yapılmaz. Bunu birçok kişi yapabilir. Yıllık olarak ciro artar, azalır ancak sürekli büyüme önemlidir. Kriz dönemlerinde rakiplerine göre daha güçlü bir yönetim sergilenebiliyorsa, organizasyonun kalitesi gittikçe artıyorsa süreklilik de ardından geliyor.”

“13 senedir de rüzgar sörfü yapmaya devam ediyorum”

Aynı zamanda su sporlarına da ilgi duyan ve iyi bir rüzgar sörfçüsü olan Erol Kayaoğlu, son olarak bu alana nasıl ilgi duyduğunu ve ne zamandır ilgilendiğini paylaştı: “Bizim gençlik yıllarımızda video klipler vardı. Müzik programlarında 4-5 tane klip arka arkaya yayınlanırdı. Biz de heyecanla beklerdik. Bir gün o kliplerden birinde dalga sörfünü gördüm ben. Aslında hayalim bir gün bu sporla ilgilenmekti.  2006 yılında Amerika’ya gittim, bir arkadaşıma dedim ki; ‘Ben dalga sörfü öğrenmek istiyorum. Benim için araştırır mısın?’ Bir kurs bulduk. İlk günü teorik, diğer iki günü pratikti. İlk günü tamamladım, dediler ki; ‘Ertesi gün sabah 06.00’da burada olun.’ Sabah bir geldik, sahilde çadırlar ve yüzlerce kişi vardı. Hepsi dalga sörfü yapmak için gelmişti. Bize numaralar veriliyordu ve ona göre gidip dalganın gelmesi bekleniyor, gelince de sörfün üzerine çıkılıyordu. Huntington Beach tarihinde ilk kez gerçekleşen bir olay oldu ve benim sıram geldiğinde hiç dalga gelmedi. Benim dalga sörfü maceram da daha sörfe çıkamadan bitmiş oldu. Ancak vazgeçmedim tabii ki. Türkiye’de Alaçatı’da rüzgar sörfü sörfü yapıldığını öğrendim, oraya gittim ve rüzgar sörfüne başladım. 13 senedir de rüzgar sörfü yapmaya devam ediyorum.”